Sinema

Film yapmanın olduğu gibi seyretmenin de bir adabı olmalı muhakkak. Bir çeşit beyin yıkama olarak bile düşünülebilir film. 

Güzel bir kitapta da aynı hisler var, ancak kitap sinemaya göre daha tekil bir deneyim. Herkesin farklı bir kitap okuma ritmi var, iki gün de sürebilir iki ay da. Bir kitap klübüne filan üye değilsen, yaşadığımız deli dünyada o deneyimi yaşayacak vakit de, paylaşacak insan da bulmak neredeyse imkansız. 

Filmin ise sabit bir süresi var, iki saatliğine hayata ara vermeyi daha kolay göze alıyoruz. Paylaşmayı kolaylaştıran müthiş bir avantaj. 

Başıma hiç gelmemiş bir olayı izlerken, kendimi kahramanla özdeşleştirip olayları birebir deneyimlediğimi sanabiliyorum bir süreliğine, ya da yaşamış olduğum ancak ne olduğunu tarif edemediğim duyguları birdenbire anlamlandırabiliyorum, hatta yaşayabilecekken cesaret edemeyip kaçtığım ve tamamıyla unutuğumu sandığım anları birdenbire tüm yoğunluğuyla bir daha yaşayıp tekrar başıma gelirse neler yapacağımı hayal edebiliyorum. 

Sadece filmlerde yaşayabilir insan, hiç sıkılmadan. Karakterine bağlı olarak gündelik hayatta benzer duyguları paylaşabileceği dostları bulamazsa rutinin ağırlığından umutsuzluğa kapılabilir, ya da deneyimlediklerini günlük ritminin melodisi olarak kullanıp kendine ve çevresindekilere yaşamın muhteşemliğini farkettirecek bir sihirbaza dönüşebilir.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: